|
BİR AHTAPOTUN KOLUNDAN
Merhaba,
yaratılmışların en şereflisi insanoğlu!..
Sizlere hitap etme gibi bir makamda bulunmaktan hayâ
ederim; ama Rabbimin yarattığı bir sanat eseri olarak, üzerimde tecelli
eden isimlerini gösterebilmek için, denizlerin dibinden huzurunuza geldim.
Daha önce birçok hayvan burada kendini sergileyerek, Rabbimin ilim ve
kudreti hakkında bir parça fikir vermek için gayret etti. Ben de farklı bir
şekle, farklı bir plân ve mimarîye sahip olduğumdan, hayvanlar âleminde
dikkatleri çekmişimdir. Çoğu kimse beni saldırgan ve korkunç bir hayvan
zannederek hakkımda çeşitli hikâyeler uydurmuştur. Halbuki utangaç bir
hayvanım, ortalıkta gezmeyi sevmem. Gizlenmedeki ustalığım meşhurdur.
Genellikle denizin dibinde yaşamayı severim. Dünyanın bütün okyanuslarında,
ekseriyetle de mercan ve kaya oyuklarında yaşarım. Sıcak veya soğuk sulara
kolayca intibak edebilirim.
Vücut kısımlarım
Başımdaki sinir merkezlerini koruyan kıkırdak bir kapsül dışında iskeletim
olmadığı için, çok yumuşak ve kaygan bir vücudum vardır. Bu yüzden
sistematikçiler beni "Yumuşakçalar"
(mollusca) sınıfına almışlar. Bacaklarımız çok sayıda ve hemen
başımızın yanından çıktığı için, kafadan bacaklılar (gastropoda) alt sınıfı
içine dahil edilmişiz. Sekiz ayağım (kolum da diyebilirim) olduğu için,
ilmî ifadeyle sekiz bacaklı mânâsına gelen "Octopus" (octo:
sekiz, poda: bacak) adıyla kitaplarda zikredilirim. Omurgalı hayvanların
tamamı, hareket edebilmek ve vücutlarının şeklini muhafaza edebilmek için,
kemikten bir iskelet sistemine sahiptir. Omurgasızlar ise vücutlarını
dıştan örten kitinden veya kireçtaşından dış iskeletle korunurlar. Ben de
omurgasız olduğum için, iskeletim yoktur. Rabbim sonsuz ilim ve kudretiyle
bir canlıyı iskeletsiz de yaratıp, hareket ettirebileceğini ve kendi
tasarrufuna sınır konamayacağını benimle göstermiştir.
İskelet sizin için nasıl bir nimet ve avantaj ise,
benim için de iskeletsizlik bir nimet ve avantajdır. Zira Rabbim bütün
davranışlarımı, hareket ve beslenme tarzımı, düşmanlarımdan kaçıp kurtulma
stratejilerimi ve diğer bütün organlarımı bütünüyle bildiğinden, hepsini
birbirine uyumlu yaratmıştır. İskeletsiz olduğum için gerektiğinde bir
pelte gibi bulunduğum yere yayılır, en dar kaya aralıklarına sızabilir ve
oralarda korunabilirim. Deniz dibindeki kayaların sertliğine karşı,
yumuşaklığın ne kadar uygun olduğunu gösteririm. İskeletim olsaydı o dar
aralıklardan geçip saklanamazdım.
İç organlarım
Sizler beni daha çok balıkhanede bir et yığını olarak gördüğünüzden,
"Bu şekilsiz yaratığın ne hususiyeti olabilir ki?"
diyebilirsiniz. Halbuki ilk anda göremediklerinizi bilim adamları itina ile
kesip biçerek çok hassas bir şekilde ortaya çıkardıklarında, iç
organlarımın proje ve mimarisinin mükemmel dizayn edildiğini
görmektedirler. Torba şeklindeki vücudumu örten yumuşak fakat sağlam
mantonun içine kalp, mide, böbrek gibi bütün hayatî organlarım itina ile
yerleştirilmiştir. Kalbim birbiriyle irtibatlı üç odacıktan ibarettir.
Vücudumda, sizinkinden farklı olarak mavi kan dolaşmaktadır. Dokularımın oksijen ihtiyacını
karşılayan kanımın mavi renkte olmasının sebebi, içinde oksijeni bağlayıcı
olarak kanınızdaki demirli pigment hemoglobin yerine, bakırlı bir pigment
(boya maddesi) olan hemocyanin bulunmasıdır. Sindirim boruma ait tükürük
bezleri, mide, karaciğer ve körbağırsaktan ibaret uzun ve kıvrımlı bir
lâboratuar; yediklerimi hazmedip içinden ihtiyacım olan gıda maddelerini
kanıma geçirip vücuduma dağılması için çalışmaktadır. Ayrıca sudan, erimiş
oksijeni alan solungaçlarım da bu manto boşluğu içinde bulunmaktadır.
Azotlu metabolizma artıklarını atmak üzere vazifelendirilmiş iki böbrek
bezim kanımı temizleyerek zehirlenmeme engel olur. Dilimin üzeri deri gibi
bir tabaka ile kaplıdır. Yiyecekleri dişlerle donatılmış dilime sürterek
parçalarım.
Hareket sistemim
Huni şeklinde bir boru ile dışarıya açılan manto boşluğumu bir füzenin
yakıt tankı gibi kullanırım. Buraya doldurduğum suyu kuvvetli bir basınçla
sıkıştırırım ve huniyi aniden açtığımda basınçla dışarı fışkıran suyun
hâsıl ettiği itme kuvveti ile, aksi yöne doğru hareket ederim. Bu hareketi
şişirilmiş bir balonun ağzının açıldığında aksi tarafa fırlamasıyla
karşılaştırabilirsiniz. Siz, aynı hareket prensibini jet teknolojisinde
kullanıyorsunuz. Jetlerinizi, yüzlerce işçi ve onlarca mühendis, binbir
emekle ve yılların birikimiyle inşa ettiği gibi, hareketime ait plân ve
projeleri de hepimizin Rabbi olan Allah (cc) yaratmıştır.
Bu âni hareketim sırasında fışkırttığım suyun içine
bazen mürekkep gibi koyu bir salgı da karıştırarak ortamı birden karartır
ve bundan istifade ederek düşmanlarımdan kaçarım. Bazı türlerimizin
mürekkebi hususî bir terkibe sahip olup, düşmanın duyu organlarını felç
edebilir. Tabii ki böyle bir kimyevî silahı da bizlerin düşünüp icat
etmesinin mümkün olmadığını takdir edersiniz.
Kamuflaj ustalığım
Bize bazı araştırmacılar, "denizlerin bukalemunu" adını
vermişlerdir. Bu ismi vermekte haklılar. En mühim hususiyetlerimden birisi,
âni bir şekilde renk değiştirebilmemdir. Bulunduğum ortamdan herhangi bir
şekilde ayrılmak mecburiyetinde kaldığımda, geldiğim ortamın renk ve
desenini karada yaşayan bukalemundan daha hızlı taklit ederim. Yosunlu veya
kahverengi bir zeminde hemen o rengi alırım, sarı zeminli kumluk bir
bölgeye geçtiğimde gizlenmem gerekirse, bu defa da sarımsı bir renge
bürünürüm. Bu kadar mükemmel bir kamuflaj sanatını kazanmak için gayretim
olmamıştır. Zaten benim gibi aciz bir hayvandan, böyle bir gayret de
beklenmemelidir. En usta kamuflajcıları bile hayrette bırakan bu kadar
sanatkârâne bir renk ve desen çalışmasını sonsuz şefkat ve merhamet sahibi
Yaratıcımız'dan başka kim yaptırabilir ki? Derimde bulunan renk hücrelerimi
(kromatoforlar), ışığı yansıtıcı hücrelerimi (iridositler), bunların
hareket kabiliyetini kontrol eden sinir sistemimle olan münasebetlerini,
ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı bilebilir.
Kim gelişmemiş diyor?
Bilhassa benim gibi omurgasız hayvanları, az gelişmiş veya geri kalmışlıkla
(evrimleşmemiş) değerlendirmek hatasına düşenlerin yanlışlarını kabul etmek
yanılgısını birileri maalesef ısrarla sürdürmektedir. Halbuki basit, geri
ve gelişmemiş gibi sıfatlar, tamamen kişinin niyet ve nazarına göre
şekillenen (izafî) kavramlardır. Her hayvanın hayatını en ideal şekilde
sürdürebilmesi için kendisine lüzumlu olan en mükemmel organlar
verilmiştir. Koku alma duyusu bakımından köpekbalığı, görme duyusu bakımından
kartal, işitme ve ses çıkarma duyuları bakımından yarasa ve yunuslar
insanlardan mükemmeldir. Aynen öyle de, iskeletsiz ve basit bir canlı
olarak görünen ben de, deri rengimi değiştirebilme hususiyetimle üstün bir
yönümü gösterebilirim. Onun için hayvanlardaki özellikleri geri-ileri,
alçak-yüksek gibi değil, hikmetli ve en uygun organın en mükemmel surette o
hayvana ihsan edilmesi şeklinde görmek gerekir.
Zeki bir yaratığım
Omurgasız bir hayvan olmam sebebiyle, beni gelişmemiş bir canlı olarak
görenler, son yıllardaki araştırmalarla ortaya çıkan sinirli ve kızgınlık
gibi durumlara göre; renk değiştirme hususiyetimi, zekice davranışlarımı,
öğrenme kabiliyetimi görünce, yanıldıklarını anladılar. Deniz omurgasızları
içinde en akıllı yaratık benim, diyebilirim. Baş kısmımda bulunan çeşitli
duyu organlarıma ait merkezlerin sinir düğümleri, birbirine çok yakın
konumda kompleks bir beyin halindedir. Tabii ki aklım, aklınızla mukayese
bile edilemez, ama buna "hayvanî bir zekâ" demek daha doğru olur.
Hayatımı sürdürebilmem için Rabbimin ihtiyacım kadar verdiği bu zekâ
sâyesinde, hiçbir eksiklik duymadan işlerimi rahatlıkla yapabiliyorum.
Meselâ, biraz açık olan bir midyenin kapakları arasına bir taş koyarak
kapanmasına mâni olur, bu aralıktan soktuğum kolum ile hayvanın içini
yiyebilirim. Bir kavanoz içindeki karidesi çıkarmak için, kapağı çevirerek
açabilirim. Sevk-i İlâhî'nin ilhamıyla bir nevi zekâ olarak tezâhür eden
kompleks davranışlarımı, bana mal etmeyiniz. Çok haksızlık edersiniz.
Mükemmel göz
Aslında uzun yıllardan beri gözlerimin çok mükemmel yaratıldığı,
omurgalılarda olduğu gibi mercek, yirmi milyon ışık alıcısı taşıyan bir
retina, dörtgen şeklinde gözbebeği ve karanlık odasıyla fotoğraf makinesine
benzerliği bilinmekteydi. Küçük ve dik bir
gözbebeğine sahip gözlerimi, başımı hiç
döndürmeden 180 derece çevirebilirim. Saniyede 70 kere titreşen
ışığı bile fark eden böyle mükemmel bir gözün, nasıl olup da bir ahtapotta
bulunduğunu izah için, ortaya atılan tesadüfî ve tabiata dayalı evrimci
yorumlar kimseyi tatmin etmemiştir. Zira bütün organlarım ve vücut tipim
sizinkinden çok farklı bir plân üzerine yaratıldığı halde, gözlerimizdeki
bu benzerlik, Yaratıcımız'ın birliğinden başka bir şekilde izah edilemezdi!
Zehirli salgım
Mavi halkalı ahtapot isimli türümüz çok zehirli bir salgıya sahip olup,
ısırdığında birkaç dakika sonra tesirini uyuşukluk, halsizlik ve nefes alma
güçlüğü şeklinde gösteren ve ölümle neticelenen bir tablo ortaya çıkar.
Bunun dışında bazı türlerdeki zehirler, insan için çok tehlikeli değildir
ve zaten hiçbirimiz de durup dururken insanı ısırmayız. Ağzımızın içinde
gaga şeklindeki kitinden yapılmış sert çene kaslarını, küçük balık, yengeç,
ıstakoz ve karidesler gibi kabukluları yakalayıp ısırmakta kullanırım.
Güçlü rejenerasyon
Başımın yanlarından çıkan sekiz bacak, benim her şeyimdir. Kol ve el gibi
iş görebilen bu bacaklarımı; yüzmede, tırmanmada, düşmanlarımla savaşmada,
avımı yakalamada ve ev yapmada kullanırım. Bacaklarımın iç tarafında çift
sıra halinde dizilmiş emici vantuzlarımla, en tutulamayacak nesnelere bile
güçlü bir şekilde tutunabilir ve yapışabilirim. Her bir kolumda yaklaşık
240 adet bulunan bu vantuzların kenarlarındaki kimyevî alıcılar sayesinde
bütün nesnelerin tadından haberdâr olur, onların yenip yenemeyeceğini anlarım.
Düşmanlarım olan ve beni yemek için uğraşan müren balığı, yunus, köpek
balığı ve bazı deniz memelilerinin elinden kurtulurken bacaklarımdan
birinin koptuğu olur. Çok şükür, Rabbim bu gibi yaralanmalara karşı
bacaklarıma yüksek bir rejenerasyon kabiliyeti vermiştir. Kopan bacağım,
altı hafta içinde yepyeni bir şekilde tekrar yaratılır. Yeniden inşa edilen
bacağımın gelişmesine ait programı hücrelerimin içine koyan ve onları
mükemmel şekilde çalıştıran Rabbime sonsuz teşekkürlerimi arz ederim.
Türlerimin büyüklüğü 5 santimetreden 5 metreye kadar
olabilir. Gövdemiz küçük olduğu halde, beş metreye varan kol uzunluğumuz
bizi daha büyük gösterir. İnsana karşı hiçbir kötü davranışımız yoktur.
Bilmeden sizden birisine denizde sarılırsak korkmayın ve hareketsiz durun.
Büyük çoğunluğumuz, hareketsiz nesneleri sevmez ve ondan uzaklaşır.
Merhametsiz tabiî seleksiyon değil! Ekosistemdeki
mükemmel denge
Dişilerimiz yumurtladıkları yaklaşık yüz
elli bin yumurtayı kendi haline bırakmayıp, 1-2 ay kadar kuluçkaya yatar
gibi onları kollar, su akımını temin ederek oksijenlenmelerini sağlar ve
yavruların çıkması için Sevk-i İlâhî ile onları düşmanlardan korur. Buna
rağmen yumurtadan çıkan yavruların aşağı yukarı üçte ikisi, değişik gelişme
dönemlerinde başka canlılara, bilhassa balıklara, yem olur. Böylece
tabiattaki hiçbir şeyin abes ve hikmetsiz olmadığını anlarız. Neslimizi
sürdürecek kadar yavrunun büyüyüp gelişmesi zaten yeterlidir. Zira Allah
(cc) hiçbir yaratığa sınırsız üreme imkânı vermemiştir. Zâhiren zulüm gibi gözüken
pek çok hâdisede, ekosistemin umumî dengeleri açısından, Rabbimizin verdiği
kalp ve vicdan gözüyle bakıldığında, akılları hayrette bırakan hikmetler
görülmektedir.
Kendimden daha fazla
bahsederek sizi sıkmak istemem. Ancak kâinat kitabının hayvanlar
sayfasından bir kelime olarak benim de İlâhî isimlere mazhar, mükemmel
sanatlarla donatılmış bir mahluk olduğumu hatırlarsanız ve Rabbimi
tanıtmaya bir nebze olsun vesile olabilirsem bahtiyar olurum.
|