Ahtapot

 

 

 

 

Bu bölüm www.sizinti.com.tr adlı web sitesinden alınmıştır.

Prof.Dr. Arif SARSILMAZ

 

BİR AHTAPOTUN KOLUNDAN

Merhaba, yaratılmışların en şereflisi insanoğlu!..

Sizlere hitap etme gibi bir makamda bulunmaktan hayâ ederim; ama Rabbimin yarattığı bir sanat eseri olarak, üzerimde tecelli eden isimlerini gösterebilmek için, denizlerin dibinden huzurunuza geldim. Daha önce birçok hayvan burada kendini sergileyerek, Rabbimin ilim ve kudreti hakkında bir parça fikir vermek için gayret etti. Ben de farklı bir şekle, farklı bir plân ve mimarîye sahip olduğumdan, hayvanlar âleminde dikkatleri çekmişimdir. Çoğu kimse beni saldırgan ve korkunç bir hayvan zannederek hakkımda çeşitli hikâyeler uydurmuştur. Halbuki utangaç bir hayvanım, ortalıkta gezmeyi sevmem. Gizlenmedeki ustalığım meşhurdur. Genellikle denizin dibinde yaşamayı severim. Dünyanın bütün okyanuslarında, ekseriyetle de mercan ve kaya oyuklarında yaşarım. Sıcak veya soğuk sulara kolayca intibak edebilirim.

Vücut kısımlarım
Başımdaki sinir merkezlerini koruyan kıkırdak bir kapsül dışında iskeletim olmadığı için, çok yumuşak ve kaygan bir vücudum vardır. Bu yüzden sistematikçiler beni "Yumuşakçalar" (mollusca) sınıfına almışlar. Bacaklarımız çok sayıda ve hemen başımızın yanından çıktığı için, kafadan bacaklılar (gastropoda) alt sınıfı içine dahil edilmişiz. Sekiz ayağım (kolum da diyebilirim) olduğu için, ilmî ifadeyle sekiz bacaklı mânâsına gelen "Octopus" (octo: sekiz, poda: bacak) adıyla kitaplarda zikredilirim. Omurgalı hayvanların tamamı, hareket edebilmek ve vücutlarının şeklini muhafaza edebilmek için, kemikten bir iskelet sistemine sahiptir. Omurgasızlar ise vücutlarını dıştan örten kitinden veya kireçtaşından dış iskeletle korunurlar. Ben de omurgasız olduğum için, iskeletim yoktur. Rabbim sonsuz ilim ve kudretiyle bir canlıyı iskeletsiz de yaratıp, hareket ettirebileceğini ve kendi tasarrufuna sınır konamayacağını benimle göstermiştir.

İskelet sizin için nasıl bir nimet ve avantaj ise, benim için de iskeletsizlik bir nimet ve avantajdır. Zira Rabbim bütün davranışlarımı, hareket ve beslenme tarzımı, düşmanlarımdan kaçıp kurtulma stratejilerimi ve diğer bütün organlarımı bütünüyle bildiğinden, hepsini birbirine uyumlu yaratmıştır. İskeletsiz olduğum için gerektiğinde bir pelte gibi bulunduğum yere yayılır, en dar kaya aralıklarına sızabilir ve oralarda korunabilirim. Deniz dibindeki kayaların sertliğine karşı, yumuşaklığın ne kadar uygun olduğunu gösteririm. İskeletim olsaydı o dar aralıklardan geçip saklanamazdım.

İç organlarım
Sizler beni daha çok balıkhanede bir et yığını olarak gördüğünüzden, "Bu şekilsiz yaratığın ne hususiyeti olabilir ki?" diyebilirsiniz. Halbuki ilk anda göremediklerinizi bilim adamları itina ile kesip biçerek çok hassas bir şekilde ortaya çıkardıklarında, iç organlarımın proje ve mimarisinin mükemmel dizayn edildiğini görmektedirler. Torba şeklindeki vücudumu örten yumuşak fakat sağlam mantonun içine kalp, mide, böbrek gibi bütün hayatî organlarım itina ile yerleştirilmiştir. Kalbim birbiriyle irtibatlı üç odacıktan ibarettir. Vücudumda, sizinkinden farklı olarak mavi kan dolaşmaktadır. Dokularımın oksijen ihtiyacını karşılayan kanımın mavi renkte olmasının sebebi, içinde oksijeni bağlayıcı olarak kanınızdaki demirli pigment hemoglobin yerine, bakırlı bir pigment (boya maddesi) olan hemocyanin bulunmasıdır. Sindirim boruma ait tükürük bezleri, mide, karaciğer ve körbağırsaktan ibaret uzun ve kıvrımlı bir lâboratuar; yediklerimi hazmedip içinden ihtiyacım olan gıda maddelerini kanıma geçirip vücuduma dağılması için çalışmaktadır. Ayrıca sudan, erimiş oksijeni alan solungaçlarım da bu manto boşluğu içinde bulunmaktadır. Azotlu metabolizma artıklarını atmak üzere vazifelendirilmiş iki böbrek bezim kanımı temizleyerek zehirlenmeme engel olur. Dilimin üzeri deri gibi bir tabaka ile kaplıdır. Yiyecekleri dişlerle donatılmış dilime sürterek parçalarım.

Hareket sistemim
Huni şeklinde bir boru ile dışarıya açılan manto boşluğumu bir füzenin yakıt tankı gibi kullanırım. Buraya doldurduğum suyu kuvvetli bir basınçla sıkıştırırım ve huniyi aniden açtığımda basınçla dışarı fışkıran suyun hâsıl ettiği itme kuvveti ile, aksi yöne doğru hareket ederim. Bu hareketi şişirilmiş bir balonun ağzının açıldığında aksi tarafa fırlamasıyla karşılaştırabilirsiniz. Siz, aynı hareket prensibini jet teknolojisinde kullanıyorsunuz. Jetlerinizi, yüzlerce işçi ve onlarca mühendis, binbir emekle ve yılların birikimiyle inşa ettiği gibi, hareketime ait plân ve projeleri de hepimizin Rabbi olan Allah (cc) yaratmıştır.

Bu âni hareketim sırasında fışkırttığım suyun içine bazen mürekkep gibi koyu bir salgı da karıştırarak ortamı birden karartır ve bundan istifade ederek düşmanlarımdan kaçarım. Bazı türlerimizin mürekkebi hususî bir terkibe sahip olup, düşmanın duyu organlarını felç edebilir. Tabii ki böyle bir kimyevî silahı da bizlerin düşünüp icat etmesinin mümkün olmadığını takdir edersiniz.

Kamuflaj ustalığım
Bize bazı araştırmacılar, "denizlerin bukalemunu" adını vermişlerdir. Bu ismi vermekte haklılar. En mühim hususiyetlerimden birisi, âni bir şekilde renk değiştirebilmemdir. Bulunduğum ortamdan herhangi bir şekilde ayrılmak mecburiyetinde kaldığımda, geldiğim ortamın renk ve desenini karada yaşayan bukalemundan daha hızlı taklit ederim. Yosunlu veya kahverengi bir zeminde hemen o rengi alırım, sarı zeminli kumluk bir bölgeye geçtiğimde gizlenmem gerekirse, bu defa da sarımsı bir renge bürünürüm. Bu kadar mükemmel bir kamuflaj sanatını kazanmak için gayretim olmamıştır. Zaten benim gibi aciz bir hayvandan, böyle bir gayret de beklenmemelidir. En usta kamuflajcıları bile hayrette bırakan bu kadar sanatkârâne bir renk ve desen çalışmasını sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Yaratıcımız'dan başka kim yaptırabilir ki? Derimde bulunan renk hücrelerimi (kromatoforlar), ışığı yansıtıcı hücrelerimi (iridositler), bunların hareket kabiliyetini kontrol eden sinir sistemimle olan münasebetlerini, ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı bilebilir.

Kim gelişmemiş diyor?
Bilhassa benim gibi omurgasız hayvanları, az gelişmiş veya geri kalmışlıkla (evrimleşmemiş) değerlendirmek hatasına düşenlerin yanlışlarını kabul etmek yanılgısını birileri maalesef ısrarla sürdürmektedir. Halbuki basit, geri ve gelişmemiş gibi sıfatlar, tamamen kişinin niyet ve nazarına göre şekillenen (izafî) kavramlardır. Her hayvanın hayatını en ideal şekilde sürdürebilmesi için kendisine lüzumlu olan en mükemmel organlar verilmiştir. Koku alma duyusu bakımından köpekbalığı, görme duyusu bakımından kartal, işitme ve ses çıkarma duyuları bakımından yarasa ve yunuslar insanlardan mükemmeldir. Aynen öyle de, iskeletsiz ve basit bir canlı olarak görünen ben de, deri rengimi değiştirebilme hususiyetimle üstün bir yönümü gösterebilirim. Onun için hayvanlardaki özellikleri geri-ileri, alçak-yüksek gibi değil, hikmetli ve en uygun organın en mükemmel surette o hayvana ihsan edilmesi şeklinde görmek gerekir.

Zeki bir yaratığım
Omurgasız bir hayvan olmam sebebiyle, beni gelişmemiş bir canlı olarak görenler, son yıllardaki araştırmalarla ortaya çıkan sinirli ve kızgınlık gibi durumlara göre; renk değiştirme hususiyetimi, zekice davranışlarımı, öğrenme kabiliyetimi görünce, yanıldıklarını anladılar. Deniz omurgasızları içinde en akıllı yaratık benim, diyebilirim. Baş kısmımda bulunan çeşitli duyu organlarıma ait merkezlerin sinir düğümleri, birbirine çok yakın konumda kompleks bir beyin halindedir. Tabii ki aklım, aklınızla mukayese bile edilemez, ama buna "hayvanî bir zekâ" demek daha doğru olur. Hayatımı sürdürebilmem için Rabbimin ihtiyacım kadar verdiği bu zekâ sâyesinde, hiçbir eksiklik duymadan işlerimi rahatlıkla yapabiliyorum. Meselâ, biraz açık olan bir midyenin kapakları arasına bir taş koyarak kapanmasına mâni olur, bu aralıktan soktuğum kolum ile hayvanın içini yiyebilirim. Bir kavanoz içindeki karidesi çıkarmak için, kapağı çevirerek açabilirim. Sevk-i İlâhî'nin ilhamıyla bir nevi zekâ olarak tezâhür eden kompleks davranışlarımı, bana mal etmeyiniz. Çok haksızlık edersiniz.

Mükemmel göz
Aslında uzun yıllardan beri gözlerimin çok mükemmel yaratıldığı, omurgalılarda olduğu gibi mercek, yirmi milyon ışık alıcısı taşıyan bir retina, dörtgen şeklinde gözbebeği ve karanlık odasıyla fotoğraf makinesine benzerliği bilinmekteydi. Küçük ve dik bir gözbebeğine sahip gözlerimi, başımı hiç döndürmeden 180 derece çevirebilirim. Saniyede 70 kere titreşen ışığı bile fark eden böyle mükemmel bir gözün, nasıl olup da bir ahtapotta bulunduğunu izah için, ortaya atılan tesadüfî ve tabiata dayalı evrimci yorumlar kimseyi tatmin etmemiştir. Zira bütün organlarım ve vücut tipim sizinkinden çok farklı bir plân üzerine yaratıldığı halde, gözlerimizdeki bu benzerlik, Yaratıcımız'ın birliğinden başka bir şekilde izah edilemezdi!

Zehirli salgım
Mavi halkalı ahtapot isimli türümüz çok zehirli bir salgıya sahip olup, ısırdığında birkaç dakika sonra tesirini uyuşukluk, halsizlik ve nefes alma güçlüğü şeklinde gösteren ve ölümle neticelenen bir tablo ortaya çıkar. Bunun dışında bazı türlerdeki zehirler, insan için çok tehlikeli değildir ve zaten hiçbirimiz de durup dururken insanı ısırmayız. Ağzımızın içinde gaga şeklindeki kitinden yapılmış sert çene kaslarını, küçük balık, yengeç, ıstakoz ve karidesler gibi kabukluları yakalayıp ısırmakta kullanırım.

Güçlü rejenerasyon
Başımın yanlarından çıkan sekiz bacak, benim her şeyimdir. Kol ve el gibi iş görebilen bu bacaklarımı; yüzmede, tırmanmada, düşmanlarımla savaşmada, avımı yakalamada ve ev yapmada kullanırım. Bacaklarımın iç tarafında çift sıra halinde dizilmiş emici vantuzlarımla, en tutulamayacak nesnelere bile güçlü bir şekilde tutunabilir ve yapışabilirim. Her bir kolumda yaklaşık 240 adet bulunan bu vantuzların kenarlarındaki kimyevî alıcılar sayesinde bütün nesnelerin tadından haberdâr olur, onların yenip yenemeyeceğini anlarım. Düşmanlarım olan ve beni yemek için uğraşan müren balığı, yunus, köpek balığı ve bazı deniz memelilerinin elinden kurtulurken bacaklarımdan birinin koptuğu olur. Çok şükür, Rabbim bu gibi yaralanmalara karşı bacaklarıma yüksek bir rejenerasyon kabiliyeti vermiştir. Kopan bacağım, altı hafta içinde yepyeni bir şekilde tekrar yaratılır. Yeniden inşa edilen bacağımın gelişmesine ait programı hücrelerimin içine koyan ve onları mükemmel şekilde çalıştıran Rabbime sonsuz teşekkürlerimi arz ederim.

Türlerimin büyüklüğü 5 santimetreden 5 metreye kadar olabilir. Gövdemiz küçük olduğu halde, beş metreye varan kol uzunluğumuz bizi daha büyük gösterir. İnsana karşı hiçbir kötü davranışımız yoktur. Bilmeden sizden birisine denizde sarılırsak korkmayın ve hareketsiz durun. Büyük çoğunluğumuz, hareketsiz nesneleri sevmez ve ondan uzaklaşır.

Merhametsiz tabiî seleksiyon değil! Ekosistemdeki mükemmel denge
Dişilerimiz yumurtladıkları yaklaşık yüz elli bin yumurtayı kendi haline bırakmayıp, 1-2 ay kadar kuluçkaya yatar gibi onları kollar, su akımını temin ederek oksijenlenmelerini sağlar ve yavruların çıkması için Sevk-i İlâhî ile onları düşmanlardan korur. Buna rağmen yumurtadan çıkan yavruların aşağı yukarı üçte ikisi, değişik gelişme dönemlerinde başka canlılara, bilhassa balıklara, yem olur. Böylece tabiattaki hiçbir şeyin abes ve hikmetsiz olmadığını anlarız. Neslimizi sürdürecek kadar yavrunun büyüyüp gelişmesi zaten yeterlidir. Zira Allah (cc) hiçbir yaratığa sınırsız üreme imkânı vermemiştir. Zâhiren zulüm gibi gözüken pek çok hâdisede, ekosistemin umumî dengeleri açısından, Rabbimizin verdiği kalp ve vicdan gözüyle bakıldığında, akılları hayrette bırakan hikmetler görülmektedir.

Kendimden daha fazla bahsederek sizi sıkmak istemem. Ancak kâinat kitabının hayvanlar sayfasından bir kelime olarak benim de İlâhî isimlere mazhar, mükemmel sanatlarla donatılmış bir mahluk olduğumu hatırlarsanız ve Rabbimi tanıtmaya bir nebze olsun vesile olabilirsem bahtiyar olurum.